Rousseff’in itham edilmesi, büyük oranda, Brezilya Emekçiler Partisi (PT) hükümetinin eski müttefiklerince desteklenen çeteci Eduardo Cunha’nın işiydi. Bu da Honduras ve Paraguay’dakine benzer bir kurumsal darbeyi hazırladı. Bu küçük sınır ülkelerinde de seçilmiş hükümetler parlamenter-adli manevralarla, kendi anayasaları ayaklar altına alınarak, azledilmişti.

 

Brezilyalı işçilerin otuz yıllık çabalarının ve zaferlerinin dolaylı bir sonucu olan PT hükümeti sağ kanat tarafından mağlup edildi. Bu sağ kanat şimdi herhangi bir sınıf uzlaşmasına gitmeden kendini en saf haliyle ifade etmek  istiyor. Büyük sermayenin çoğunluğu, bankalar, endüstri, ticaret, tarım, medya gibi daha cisimleşmiş sağ kesimlerin verdiği destekle mağlup edildiler. 1964’ten bu yana en gerici orta sınıf sokak hareketi yaşandı. Tüm bu gelişmelerden dolayı, yoksul çoğunluk, sömürülen ve ezilenler, muhafazakâr ilerleyişe ve acımasız neoliberal tedbirlere karşı haklarını savunmak için direnmeye hazırlanmalıdır.
 
Durum yozlaşmış ve halk desteğini yitirmiş bir hükümetin anlık bir dengesizlikle düşmesi değil. Olan şey bir “kalkınma modelinin” çöküşü. Bu, bir yandan yüzyılın ilk on yılında (emtia patlaması yaşandığı sırada uluslararası konjonktürün tercih ettiği) ham madde ve işlenmemiş tarımsal ürünlerin ithaline dayanan, diğer yandan da ülke içinde, PT’nin karşıt konumdaki partilerle koalisyon yaparak önderlik ettiği sınıf uzlaşmacılığına dayalı bir model.
 
PT’nin kurumsal yollarla, burjuva kesimleriyle ittifak içinde, iktidara gelip (eskiden dedikleri üzere sosyal değişimler için) iktidarda kalmaya dönük politik stratejisi çökmüştür. Lula ve Dilma’nın önceden ittifak kurduğu kişilerin darbe liderleri olduğunu, Lula, Dilma ve PT’nin “yönetebilirliği” onlarla beraber sağlamaya çalıştığını asla unutmamak gerekir. Brezilyalıların büyük çoğunluğu için korkunç sonuçlar doğuracak yenilginin yolu bu taşlarla döşenmişti.
 
Temer, her ne kadar temel demokratik haklarımızdan mahrum kalmamız anlamına gelecek olsa da, hepsi beyaz erkeklerden oluşan hükümetiyle “saf” neoliberal politikalara dönüyor. Bu sermaye uşakları, son on üç yılın tüm refah, yeniden dağıtım ve hala yaşayan demokratik halkçı politikalarını yok etmek için ellerinden geleni artlarına koymayacaklar.

 
Önümüzdeki dönemin meydan okumaları
 
Korkunç bir ekonomik krizin ülkeyi vurduğu sırada vuku bulan bu değişim ve hükümet dönemi, keskin kutuplaşma ve sosyal gerilimlerin habercisi. Brezilya iki tam yıldır ekonomik durgunluk yaşıyor, on bir milyon insan işsiz ve kısa vadede uluslararası durumun düzelmesi umudu yok. Biz –sosyal hareketler ve sosyalist sol– karşı mücadeleyi hazırlamak göreviyle yükümlüyüz. Toplumsal emeği ve demokratik hakları tarihi bir gerilemeden korumak için çetin bir mücadele verilmesi gerekiyor.
 
Michel Temer ‘geçiş evrekları’nı imzaladığı sırada ulusal televizyona verdiği röportajda sosyal sigorta ve çalışma rejimiyle ilgili radikal reformlara gitmeyi, emeklilik yaşını yukarıya çekmeyi ve çalışma mevzuatının garanti altına aldığı hakları feshetmeyi amaçladığını söyledi. Buna ek olarak darbe hükümeti Siyasal Reform’u bir öncelik olarak belirlemiş durumda. PSOL (Partido Socialismo e Liberdade – Sosyalizm ve Özgürlük Partisi) gibi partilerin icabına bakmayı sağlayacak ve siyasi kampanyalara finansal destek verilebilmesini geri getirecek bir reform bu. Sosyal güvenlik, emek ve demokratik haklara karşı yapısal saldırı sacayağının bir bacağı bu.
 
Ulusal egemenliğe (örneğin devlet işletmeleğinin özelleştirilmesinin yolunu açacak yasa) ve işçi sınıfının, gençliğin, kadınların, siyahların, yerlilerin ve LGBTİQ bireylerin haklarına derinden etkileri olacak 55 yasa önerisi meclise sunulmuş durumda. Mesela çalışma yasasında reform girişimi şimdiye kadar görülmüş en büyük emek saldırısı olacak. Askeri diktatörlük bile böyle bir işe kalkışmamıştı. 1988 Anayasası’nın da gerisine düşmekle kalmayıp Brezilya işçi sınıfının en temel ve tarihi kazanımlarının yok edilmesi hedefleniyor.

 
Bu yeni durumla yüzleşmemiz gerek
 
Bu yeni dönemde, geniş birliktelik taktiklerini benimsememiz gerekecek. Tüm alanlardaki hak müdafaaları için sol bir cephede yerimizi almalıyız. Buna, her zamanki kararsız tutumlarına (mesela “Fora Temer – Temer Dışarı” gösterilerine zayıf bir destek vermelerine) rağmen, eski hükümete bağlı toplumsal hareketlerle birleşik eylemler de dâhil.
 
Sol birliğin halkın çoğunluğunu kapitalizmin saldırıları karşısında savunması hayatidir. Tabii ki birlik, sosyalist solun kendi profilini muhafaza etmesine ve PT projesine karşı eleştirel dengesine müsaade etmelidir.
 
Temer hükümetine, sermayenin ve muhafazakârların köktenciliğine karşı mücadele etmek için sokaklara çıkmalıyız, 2018 seçimlerinde “Lula, geri dön”ü teşvik etmek için değil zira bu iflas etmiş sınıf işbirlikçiliği projesini desteklemek istemiyoruz.
 
Çeşitli toplumsal hareketleri ve (PSOL’un da dâhil olduğu) politik partileri içinde barındıran Korkusuz Halkın Cephesinin (Frente Povo Sem Medo) bu krizin sonuçlarına sol-stratejik bir beyanın peşinde olması sebebiyle belirleyici olabilecek birleştirici bir rolü var. Bu cephenin, sol partilerle toplumsal hareketleri bir araya getirecek, toplumsal hakların savunulması örgütleyecek, taleplerin ve toplumsal reformların politik platformlarını konsolide edecek büyük buluşmalar için alan yaratması gerekir.
 
Hemen şimdi, Eylül ayında, belediye seçimlerinin kızıştığı şu sırada, eylemlere katılmak, “Temer Dışarı” başlıklı ilanlar dağıtmak, işçi sınıfı üzerinde doğrudan etkileri olacak neoliberal reformlara ve haklarımızın ihlaline karşı sesimizi yükseltmek ve halkı direnişe çağırmak elzemdir.

 
Başlangıç Noktaları
 
Öncelikli talebimiz “Temer Dışarı” ve genel seçimlerdir. Her ne kadar azil süreci tamamlanmış olsa da bayrakları dalgalandırmak ve toplumsal hareketi yükseltmek veya toplumun geneline seslenen bir hissiyat oluşturmak hâlâ, hatta her zamankinden fazla, bir öneme sahip. Bu tutum Temer hükümetinin konsolide olmasını engelleyecek ve sokaklardaki meşruiyetinin sorgulanmasını sağlayacaktır.
 
Temer’in tepki çeken reformlarını birleşik cephelerin başını çektiği kampanyalarda (emek ve sosyal güvenlik alanında) ifşa etmeliyiz.
 
Son olarak da darbeye karşı mücadeleyi, “Fora dışarı” kampanyasını, genel seçime gidilmesi talebini ve ezilenlerin ve sömürülenlerin haklarının savunusu güçlendirmek için, PSOL’un ağırlığını koyabildiği, belediye seçimlerini kullanmak gerekir.
 
Bu sebeple, vakit, yeni dönemin güçlüklerine karşı hazırlanma ve Brezilya’nın sosyalist, demokrat, halkçı, anti-kapitalist güçleriyle soldan bir cevap geliştirme vaktidir.

 

7 Eylül 2016, Insurgencia*

 

*Insurgencia, Brezilya’daki Sosyalizm ve Özgürlük Partisi (PSOL) içinde IV. Enternasyonal militanları tarafından örgütlenen bir akım.

 

Çeviren: Efe POTOY