Fevzi Özlüer – Nükleer Santral Projesi hızlı bir biçimde hükümetin gündemine girince, önce yönetmelikle Nükleer Santral süreci kotarılmaya çalışıldı. Danıştay bu süreci hukuka aykırı bulunca, hükümetbu kez de Uluslararası bir anlaşma yoluyla nükleer santral kurmaya kalktı. Uluslararası anlaşma yolunun seçilmesinin amacı, nükleer santral sürecinin yargısal denetime tabi tutulmasını engellemekti. Ancak, Rusya ile yapılan anlaşma uyarınca da santral yapımı için gerekli olan her türlü izin Türkiye hukukuna göre alınacaktı. Bu doğrultuda santralin kurulabilmesi içinMersin Karaman Planı’na nükleer santral projesinin işlenmesi zarureti doğdu.Plan kararı, nükleer santralin yer seçimini gösteren birhukuki belge niteliği taşır. Plana nükleer santralin yeri işaretlenmeden, bu yerle ilgili strateji belgeleri, gelişme yöneltileri belirlenmeden, bu santralle ilgili ÇED süreci de başlatılamayacaktı. Çünkü, önce santralin yerini, etkilenme alanını, plan kararlarıyla uyumunu gösteren bir hukuki belge, bu anlamda plan, daha sonra bu santralin olası risklerini ve bu risklerin önlemelerini gösterir bir ÇED raporu üretilmeliydi.

Çevre ve Orman Bakanlığı, Çevresel Etki Değerlendirmesi ve Planlama Genel Müdürlüğü 03/09/2009 tarihinde Mersin-Karaman Planlama Bölgesi 1/100 000 Ölçekli Çevre Düzeni Planını onaylamıştı. Mersin- Karaman Planlama Bölgesi 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Planında ve Plan Hükümlerinde yapılan değişikliklere ilişkin “Mersin-Karaman Planlama Bölgesi 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliği ( P31 Nolu Plan Paftası, Lejande Paftası Plan Hükümleri ve Plan Açıklama Raporu) ( Değişiklik No: 3 )“4856 sayılı Çevre ve Orman Bakanlığı Teşkilat ve Görevleri Hakkında Kanun’un 2(h) maddesi, 10 (ç) maddesi ve 5491/ 2872 sayılı Çevre Kanunu’nun 9 (b) maddesi ve Çevre Düzeni Planlarına Dair Yönetmeliğin 9. Maddesi uyarınca Genel Müdürlük Makamı’nın 10/03/2011 tarihli ve 446 sayılı Olur’una istinaden onaylandığı ve 24.3.2011’de askıya çıkarıldığı duyuruldu. Bu plan değişikliği ile nükleer santral projesi plana işlendi. Dava konusu edilen plan 24.4.2011 tarihinde askıdan indirilmişti. Askıdan indirildiği tarihten itibaren 60 gün içinde Ekoloji Kolektifi, TMMOB gibi pek çok ekoloji örgütü, meslek odası, sendika ve kitle örgütü tarafından davalar açıldı.Danıştay 6. Dairesi tarafından görülen bu davalarda davacılar, Mersin KaramanPlanlama Bölgesi 1/100 000 ölçekli Çevre Düzeni Plan Değişikliği ile Mersin Akkuyu’da nükleer santral alanının planda tanımlanmasına karşı dava açtılar. Değişiklik yapılan planın açıklamalar raporunda “T.C. Hükümeti ile Rusya Federasyonu arasında 12.05.2010 imzalanan ve TBMM’de 15.07.2010 tarihinde onaylanarak 06.10.2010 tarih ve 27721 sayılı Resmi Gazetede yayımlanmış olan “Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliği Anlaşması”na konu olan Büyükeceli Beldesine bağlı Akkuyu’ da “Nükleer Güç Santrali” alanı tanımlanmıştır.” İbaresi eklenmişti.

Danıştay Plan Değişikliğini Durdurdu

Danıştay’da görülen davada mahkeme öncelikli olarak,Karaman ve Mersin illerinin kalkınmışlık düzeylerinin farklı olduğunu, yapılan plan değişikliğinin planlama ilkelerine, şehircilik ilkelerine ve kamu yararına aykırı olduğu gerekçesiyle planın yürütmesini durdurdu. Bu kararı 2012 Mayıs ayının ilk haftasında tebliğ aldık. Danıştay kararında, ülkemizin sahip olduğu doğal, tarihi ve kültürel zenginliğin korunarak kalkınma planları ve varsa bölge planları temel alınarak, ekonomik kararlarla ekolojik kararların bir arada düşünülmesine imkan veren, genel arazi kullanım kararlarıyla bunlara ilişkin strateji ve politikaları oluşturmak ve çevre kirliliğini önlemek amacıyla nazım ve uygulama imar planlarına esas teşkil etmek üzere yüzbin ölçekli çevre düzeni planlarının havza veya bölge bazında hazırlanması gerektiğini belirterek, planlama bölgesini kapsayan Mersin ve Karaman illerinin ise coğrafi, sosyal, ekonomik, fiziksel nitelikler açısından benzerlik göstermediğini, DPT tarafından belirlenmiş olan aynı istatistiki bölgede yer almadığını, planlama havzasının aynı su havzasında bulunmadığını vurguladı.

Plan Değişikliği Çevre Odaklı Değil

Danıştay’ın, nükleer santral alanının plana işlenmesine ilişkin plan değişikliğine karşı açılan davada verdiği yürütmeyi durdurma kararının gerekçesinde, planın vizyonunun, amacının, hedefinin, stratejilerinin, ilkelerinin ve politikalarının açıklandığı ve bunlar doğrultusunda belirlenen projeksiyon nüfusuna, sektörel yapıya, alan büyüklüklerine, plan kararlarına, plan uygulama araçlarına, kurumsal yapıya ve denetime ilişkin gerekçeli açıklamaların yapıldığı bir plan raporu ve açıklama raporunun da bulunmadığı, kısıtlı düzenlemeler yapıldığı; çevre odaklı değil, çevresel etkiler konusunda duyarlılığın tespit edilmeye çalışıldığı bir plan olduğu nitelemesine de yer verildi. Danıştay Mersin Karaman Planıyla ilgili açılan bir diğer davada da bilirkişi raporuna dayanarak, planın tamamının yürütmesini durdurmuştu. Benzer gerekçelerle, nükleer santral alanının belirlenmesine ilişkin plan değişikliğinin yürütmesinin durdurulması ardından, Rusya ile imzalanan Akkuyu Sahasında Nükleer Güç Santralinin Tesisine ve İşletimine Dair İşbirliği Anlaşması’nınnasıl uygulanacağı sorunu gündeme geldi. Nükleer santral alanına ilişkin planın yürütmesinin durdurulması ardından, davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, kararı tebliğ aldığı tarihten itibaren 30 gün içinde kararı uygulamak zorunda.

Akkuyu Nükleer Santral alanını planlayan Mersin Karaman Planı’nın yürütmesinin durdurulmasının sürece ne tür bir etkisi olacağı ise oldukça önemlidir. Bakanlık öncelikli olarak hem mahkeme kararını uygulamak hem de Rusya ile yapılan anlaşma şartlarına uygun davranmak zorundadır. Bu yönüyle de Anlaşma’nın sonuçlarını doğurabilmesi için Türkiye hukukuna uygun olarak hareket edilmesi gerekiyor. Rusya ile yapılan anlaşmaya göre, anlaşmanın “Türk ulusal kanunları, düzenlemeleri ile uyumlu olarak” uygulanacağı; anlaşma’nın yürürlüğe giriş tarihinden itibaren bir yıl içinde NGS inşasının başlaması için gerekli tüm belgeler, izinler, lisanslar, rızalar ve onayları almak için gerektiği şekilde başvurunun yapılması gerektiği, belirtilmiştir. Bu durumda iç hukuk kuralları ve yargı kararları tam olarak uygulanmak zorundadır. Mahkeme kararına göre, Mersin ve Karaman illeri birlikte planlanamaz. Bu durumda davalı Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın Mersin ve veya Adana illerine münhasır yüzbin ölçekli planları baştan yapması gerekecektir. Bu planları da mahkemenin gerekçesinde belirtilen bilirkişi raporundaki gerekçelere uygun olarak yapmak zorundadır.

Atıkların Bertarafı Düzenlenmeden Plan Hukuka Aykırı Olacaktır

Mahkeme kararında planın kalkınma planlarına uyumlu olmadığının altı çizilmiştir. 9. Kalkınma Planına bakıldığı zaman enerji ile ilgili özel olarak da nükleer santrallerle ilgili düzenlemelere yer verilmiştir. Plan değişikliğine esas olacak bu Kalkınma Planı’na göre, “(…) Nükleer santral yapımına başlanmadan önce serbest piyasayla maksimum uyum gözetilerek, atıkların saklanması, tasfiyesi ve kamuoyunun bilgilendirilmesi hususlarına yönelik detaylı plan ve programlar yapılacaktır” denilmektedir. Ancak, plan açıklama raporundan anlaşılacağı üzere nükleer enerji üretildikten sonra ortaya çıkacak atıkların bertarafı ile ilgili bir rapor, gerekçe bulunmamaktadır. Bu durum da mahkeme tarafından gözetilmiştir.

Bu bağlamda da Bakanlığı’ın mahkeme gerekçesine uygun yeni bir yüzbinlik plan yapmaması, Anlaşma şartlarını bu proje için kurulan şirketin gerçekleştiremeyeceği anlamına gelir. Çünkü Nükleer Proje için kurulan şirket, Anlaşmanın yürürlüğe girdiği tarih olan 27 Aralık 2010 tarihinde itibaren bir yıl içinde izinler için başvurması gerekiyor. Ama bu izin başvuruları için hukuki alt yapı yok, çünkü plan yok. İzin, lisans ve belgelerle ilgilişirketin başvuru süresi 27 Aralık 2011 tarihinde sona ermiş durumda. Bu nedenle Rusya veya Türkiye projeyle ilgili Anlaşmayı tek taraflı olarak, bir yıl önce bildirimde bulunmak koşuluyla, her an feshedebilir.

Nükleer ÇED Süreci Ne Olacak?

Diğer yandan da bir nükleer santral projesiyle ilgili anlaşma uyarınca bir ÇED süreci devam ediyor. Proje Şirketinin (Akkuyu Nükleer Güç Santrali Elektrik Üretim A.Ş.) 13 Aralık 2010 tarihinde kurulduğu ve tescil edildiği basın yoluyla duyuruldu.1Akkuyu NGS Elektrik Üretim A. Ş. Tarafından 2 Aralık 2011 tarihinde ÇED Başvuru Dosyasının sunulduğu; ÇED Yönetmeliğinin 8. Maddesi kapsamında ÇED sürecinin başlatıldığı biliniyor. Ancak, ÇED sürecinin devam edebilmesi için, Çevre ve İmar Mevzuatı uyarınca proje alanının plan üzerinde gösterilmesi gerekiyor. Ancak, bu planın yürütmesi durduruldu. Bu nedenle de ÇED sürecinin de Bakanlık tarafından durdurulması, mahkeme kararının gereğidir. Bu süreci durdurmayan Bakanlık açıkça Anlaşma şartlarına ve yargı kararlarına aykırı hareket etmiş olacaktır.

Akkuyu NGS Prejesi ÇED Başvuru dosyasına göre, Ağustos 2012’ye kadar tüm belgelerin toplanacağı belirtiliyor. Ancak, mahkemenin bu kararından sonra bu tarihlerin tutturulması çok zor görünüyor. Olağanüstü hal hukuku işletilmezse, ÇED başvuru dosyasındaki sürelere uyulmadığından dolayı da ÇED başvuru dosyasının Bakanlık tarafından ilgili şirkete iade edilmesi gerekir. Eğer bu iç hukuk kurallarına uyulmazsa süreç AHİM’e kadar taşınır. Önümüzdeki 30 gün oldukça önemli. Yargı kararının uygulanıp uygulanmayacağı, Türkiye’nin demokratik bir hukuk devleti olup olmadığı tartışmalarına da son noktayı koyacaktır.

 

Fevzi Özlüer, Avukat, Ekoloji Kolektifi Üyesi