Sondan başlayalım (veya bu hikâyenin geçici sonundan): 10 Kasım 2019 Pazar günü, gecenin son saatlerinde Santa Cruz’un lideri Luis Fernando Camacho, isyancılar tarafından eşlik edilerek ve Evo Morales karşıtı kesimler tarafından alkışlanarak bir polis arabasıyla La Paz sokaklarını kat etti. Bolivya Başkanını iktidardan uzaklaştıran sivil ve polis karşı-devrimi bu şekilde sahneye kondu. Evo Morales kendi bölgesine, siyasete atıldığı El Chapare’nin koka ekini bölgesine sığındı. Bu, siyasi hayatında -belki de geçici olacak- yeni bir evre. Böylece 20 Ekim’in tartışmalı ve hayret verici Başkanlık seçiminden sonra ikinci tur talep eden bir hareket olarak başlayan şey, bizzat Morales tarafından Kasım 2018’de atanmış olan Genel Kurmay Başkanı Williams Kaliman’ın Başkanın istifa etmesi “önerisi”yle sonuçlandı.

Evo Morales’e karşı bir isyanı kimse öngörmüyordu. Fakat son üç haftada muhalefet “evista” [Morales yanlısı] tabandan daha sıkı biçimde seferber oldu. 14 yıllık iktidarın ardından Morales seferber edici gücünü yitiriyordu. İktidarın kaynağı olan toplumsal örgütlenmelerin yerini devlet yapıları almış ve “değişim süreci” bürokratik olarak yönetiliyordu. Ve birkaç saat içinde Bolivya’da 20. Yüzyılın en güçlü hükümeti yıkılma noktasına gelmişti (birçok eski memur elçiliklere sığındı). Bakanlar evlerinin yakıldığını ifade ederek istifa etti. Muhalifler ise Morales yanlısı ve karşıtı sivil gruplar arasındaki çatışmalarda üç kişinin ölmesini öne çıkartarak bunu rejimin bir “diktatörlük” olduğunun kanıtı olarak gösterdiler. Sonunda, pazar günü, Evo Morales ve Başkan Yardımcısı Alvaro Garcia Linera istifa etti ve yaşananı bir darbe olarak tanımladı. [Evo Morales, Andres Manuel Lopez Obrado’dan Meksika’ya ilticasını sağlamasını talep etti].

***

Doksanlı yıllarda kurulan Sosyalizme Doğru Hareket (MAS) bir yerli hareketinden çok bir köylü hareketiydi ve bu özelliği Evo Morales hükümetini çeşitli biçimlerde etkiledi. Kentten gelen destek her zaman belirli koşullara tabiydi: Başkanlık seçimlerinin yapıldığı 2005’te yeni bir “yerli” liderlik iddiası, ülkedeki derin kriz karşısında başarıyla sonuçlandı (%53,74); daha sonra Evo’ya destek, çok iyi bir ekonomik performans sayesinde sürdü. Bununla birlikte Morales’in başkanlıkta kalma girişimi [yani yenilgiye uğramış bir Anayasa referandumunun ardından dördüncü dönem başkanlık yapma girişimi], arka plandaki ırkçı önyargılarla ve iktidardan dışlanmışlık hissiyle kentli orta sınıfları Morales’e karşı sokağa inmeye cesaretlendirdi. Nesnel açıdan bakarsak, “değişim süreci” geleneksel orta sınıfa veya “beyaz” sınıfa yaramadı ve iktidarını elinden aldı. Morales’in devrimi anti-elitist bir siyasal devrimdi. Bu nedenle önceki dönemin siyasal elitlerini karşısında buldu ve onların yerine daha plebeyen ve yerli başka elitler koydu. Bu olgu MAS’tan önce “bürokratik sınıfın” sahip olduğu sembolik ve eğitsel sermayenin değerini düşürüp onu yok olma noktasına getirdi. Bu sırada %60’ın üzerindeki seçim başarıları [2005, 2009’da %64,22 ve 2014’de 63,36%], Morales’in tüm devlet iktidarını ele geçirmesini sağladı.

Morales, Bolivya’da “elitlere” has siyasal-kurumsal operasyonlar karşısında siyasetin zaferini dayatıyor gibiydi. Neoliberalizm “en yeteneklilerin” bakışını tüm topluma dayatma hakkına inanırken, “değişim süreci” Bolivya halkının “en yetenekliler” karşısında kendini dayatma hakkına inanıyordu. Elitizme has teknikten ziyade siyasete (eşitlikçilik) ve çeşitli pozisyonların toplumsal hareketler arasındaki dağılımına başvurdu. Bu nedenle de neoliberal bürokrasinin boşalttığı alanları meritokratik biçimde doldurmadı. Fuzuli gördüğü bir kültürel sermayeden istifade etmek için üniversitelere de geniş çapta ve sistematik biçimde başvurmadı. Orta sınıf ve özellikle de sahip olduğu bilgiler için açık bir toplumsal ve ekonomik tanınma beklentisi içinde olan akademik-profesyonel kesimi bundan ağır biçimde etkilendi.

Ve nihayetinde MAS giderek daha da devletçi bir tutum takındı. Ülkenin sorunlarına ve ihtiyaçlarına yanıt verirken hükümetin her daim sahip olduğu devletçi yaklaşım küçük ölçekli özel işletmeleri, yani orta sınıfının işletmelerini yok saymaya ve çoğu kez onlarla çatışmaya girmesine yol açtı. Bu nedenle de “değişim süreci” ile yerli ve korporatif olmayan işletme kesimleriyle sürtüşmeler yaşandı (yerli ve korporatif olanlar ise değişimin siyasal yönelimlerinden istifade etti ve “orta sınıfların” öfkesini doğurdu). “Değişim süreci” ile yüksek burjuvazi veya üst sınıf arasında bir çatışmasızlık ve taktik destek anlaşması elbette ki vardı fakat bu ekonomik veya ticari olmaktan ziyade siyasal nedenlere dayalıydı.

Bunun ötesinde Evo Morales tarafından uygulanan çeşitli tedbirler etnik sermaye donanımını beyazların aleyhine dönüştürdü. Bir toprak reformu gerçekleştirmediyse de hükümete ve yerel yönetimlere ait topraklar üzerinden elde edilen gelirlerden yoksullar istifade etti. Altyapılar ve sosyal politikalar aracılığıyla ekonomik sermayenin yerliler ve halk kesimleri lehine bir yeniden dağıtımı söz konusu oldu. Tarihlerinin ve kültürlerinin yeniden değer kazanmasını sağlayarak hükümet tarafından yürütülen eğitim politikası yerlilerin ve melezlerin sembolik sermaye donanımını iyileştirdi. Bununla birlikte hükümet kamusal eğitim düzeyini yükseltmek ve böylece özel eğitim sistemi üzerindeki beyaz tekelini kırmak için pek uğraşmadı. Sonuçta eski elitler devlet yapılarında alan kaybettiler ve sembolik sermayelerinin ve iktidarı etkileme yollarının zayıflamasına tanık oldular. Kısacası La Paz Golf Kulübü iktidarın ve statülerin yeniden üretim alanı olarak önemini yitirdi.

Çeşitli kamuoyu yoklamaları orta sınıf kesimlerinin Başkan karşışındaki güvensizliğini teyit etmişti. Bunun nedeni Morales’in, kendilerinin de desteklediği yönetim biçimi değil, Evo’nun yönettiği seçkinlerin egemenliği elinde tutacağı süreydi. Orta sınıf denen kesimi ilgilendiren buydu ve Morales’in yeniden seçilme konusundaki kararlılığı her türden çözüm yolunu ortadan kaldırıyordu. Bu da orta sınıfı başkaldırmaya yöneltti. Öte yandan “değişim süreci” Bolivya devlet yapısındaki mikrodespotlukları da zayıflatmamıştı. Seçim kampanyalarında memurların kullanımı ve daha genel olarak MAS’ın partizan politikaları alt düzey memurlar arasındaki ideolojik çoğulculuğu zayıflatmıştı.

***

Bolivya neredeyse genetik olarak yeniden-seçilme karşıtı bir karaktere sahip: 1952 Ulusal Deviminin orkestra şefi Victor Paz Estenssoro dahi art arda iki dönem iktidarda bulunmadı [1952-1956, 1960-1964, 1985-1989]. Bu eğilim bir yönüyle tabanın bir çeşit cumhuriyetçi refleksinden, bir diğer yanıyla da siyasal personelde daha büyük bir rotasyon ihtiyacından ileri geliyor. Birileri yerinde durdukça, “sıradakilerin” erişimi sınırlı kalıyor. İktidara gelen tüm halkçı partiler aynı sorunla karşı karşıya kalıyor: Dağıtılacak pozisyondan fazla militan var. Devlet zayıf ancak toplumsal yükselişin nadir imkanlarından birini teşkil ediyor.

Bolivya aynı zamanda Ernesto Laclau’nun eşdeğerlilikler mantığının cenneti: durum yoldan çıktığında ve devlet zayıf olarak algılanmaya başladığında herkes taleplere, öfkeye ve hayal kırıklıklarına katılıyor. Ki yoksul bir ülke olduğundan bunlardan bol miktarda var. Bu kez de durum öyle oldu. Polislerin başkaldırısı, ekonomik eşitsizlikler ve “sınıf”lar arası iktidarın kötüye kullanılmasından kaynaklı olarak üst düzey sorumlular karşısında alt kesimlerin tanıdık öfkesini ifade ediyor: gaz savaşları sırasında 2003’te, yerli bölgesinde otoyol yapımına karşı 2012 ayaklanmasında ve geçtiğimiz hafta sonu yaşananlar da bu çerçevede görülmeli.

Potosi halkı yıllardan beri Evo’yla mücadele içinde çünkü sömürge döneminden beri zenginliklerinin -bugün Lityum, öncesinde kalay ve gümüş- elinden alındığı ve hep yoksul kaldığı hissi hâkim. Onlar da isyana katıldı. Ve tüm toplumsal örgütlenmelerin muhalif kesimleri için de bu geçerli oldu: Yungas bölgesinin koka üreticileri, Aymara yerlisi yedek askerlerin oluşturduğu milisler “ponchos rojos”, maden işçileri, kamyon şoförleri. Tüm bunlara bir de belirli bir sektörün veya bölgenin taleplerinin bütünlüklü bir perspektiften daha güçlü şekilde savunulmasına yol açan korporatist kültür ekleniyor. Bu da beklenmedik ittifaklara yol açabiliyor. Örneğin bu son ayaklanmada Potosi ve Santa Cruz ittifak halindeydi, ki bu 2008 krizi sırasında, Potosi “evista” (Evo yanlısı) bir burç iken akla gelemeyecek bir durumdu.

***

Geleneksel muhalefetin siyasal alanda ve seçimlerde gösterdiği zayıflıktan sonra yeni bir “karizmatik liderlik” ortaya çıkıyor: Fernando Camacho. Birkaç hafta öncesine kadar Santa Cruz sınırlarının dışında kimsenin tanımadığı bu şahıs öncelikle 2008’de Evo karşısındaki yenilgisinin ardından bir çeşit “barışı” kabul etmiş olan Santa Cruz’daki siyasal önderlik boşluğunu doldurdu. Gençliğin radikalleştiği yeni bir evrede, 40 yaşındaki bir iş adamı olan Camacho, iş çevrelerinin hegemonyası altındaki canlı güçleri bir araya getiren ve bölgesel çıkarları savunan Sivil Komitenin lideri oldu. Daha yakın zamanda, muhalefetin zayıflığı karşısında Camacho “diktatör”le mücadelede İncil ile cüretin bir çeşit karışımını devreye soktu. Öncelikle “Evo’nun imzalayabilmesi için” bir istifa mektubu yazdı; sonra onu La Paz’a götürdü fakat resmi gösteriler yüzünden geri dönmek zorunda kaldı; ancak ertesi gün geri gelip pazar günü, elinde İncil’i ve mektubuyla terk edilmiş bir iktidar sarayına gitti ve diz çökerek “Tanrı’nın tekrar saraya dönmesi” için dua etti.

Camacho muhalif Aymara “poncho rojo”yla ittifak girdi, Evo karşıtı yerliler ve koka üreticileriyle fotoğraf çektirdi. Irkçı olmadığına ve beyaz ve ayrılıkçı bir Santa Cruz imgesinin dışında bulunduğuna yemin etti. Ve çevik bir stratejiyle Potosi Sivil Komitesinin başkanı olan ve bu bölgede “cahil Evo”ya karşı mücadele yürütmüş bir madencinin oğlu olan Marco Pumari’yle ittifak kurdu. Böylece fevri bir yükselen liderken Camacho polisin başkaldırısının mimarı haline geldi. Bunun için 20 Ekim seçimlerinde ikinci olan, olayların akışı içinde fazla inanmadan radikalleşen ve bir “ılımlı” olarak görüldüğü için en muhafazakârlar kulübüne kabul edilme şansı zayıf olan eski Başkan Carlos Mesa’nın yerini aldı.

***

Devrimci Milliyetçi Hareket döneminin bakanlarından ve Başkan Yardımcısı Linera’nin fikriyatını etkilemiş bir aydın olan René Zavaleta Bolivya’nın Latin Amerika’nın Fransa’sı olduğunu söylemişti: Siyaset klasik anlamıyla icra ediliyordu, yani devrim ve karşı-devrim olarak. Ancak ülke on yıllık bir istikrar dönemi yaşadı ve bu Zavaleta’nın düşüncesini sorgulattı. 2008’de Evo Morales eski neoliberal ve bölgeselci elitlerin nabzını tutmuş ve hegemonya kurduğu devri başlatmıştı: ekonomik büyümenin yaşandığı, halkın geleceğine güvenle baktığı, hükümetin çoğunluktan destek gördüğü bir on yıl; yüksek fiyatlı ihracatlar bağlamında olağanüstü gelirlerle finanse edilmiş büyük yatırımlara sahip bir iç pazar; toplumsal refahın artışı.

Fakat başkaldırı geri döndü ve muhafazakâr ve karşı-devrimci bir hareketle eklemlendi. 2003’de Gonzalo Sánchez de Lozada’nın yaptığının aksine Evo Morales orduyu sokağa dökmedi. MAS militanlarını seferber etti. Böylece sosyal ağlarda ve medyada köylüler veya yerli kadınlar kayboldu ve siyasal bir retorikle “Masçı güruh” imgesi geliştirildi. Amerika Devletleri Örgütü’nün (OEA) seçim sonuçlarına müdahale edildiğine ilişkin raporu iktidar partisinin “özgüveninin” altını oydu: hem sokağı hem sosyal medyayı kaybetti. OEA’nın bu tutumu durumu sakinleştirebilecekken muhalefet tarafından reddedildi. Çünkü OEA’nın Uruguay’lı Başkanı Luis Almagro Evo Morales’in dördüncü bir iktidar dönemine hazırlanmasını onayladığı için onun bir müttefiki olarak görülüyordu. OEA son olarak (11 Kasım tarihli açıklamasında) duruma yönelik her türlü anayasa dışı çözümü” reddettiğini açıkladı.

Bu ayaklanma geleneğinin sebeplerinden biri de caudillo’culuk, yani kemikleşmiş siyasal kurumların yokluğu. Dolaysızca işleyen bir mantık geçerli: ya her şey kazanılır ya da her şey kaybedilir fakat geleceğe dönük bir bakışla kısmi zaferler ve yenilgiler biriktirilmeye çalışılmaz. Evo Morales bu kültürün üstesinden gelemedi ve bu nedenle iktidarda kalmaya çalıştı. Fakat şimdiye dek muhalefet de aynısını yaptı ve şimdi Camacho gibi sağcı bir başka “caudillo” ile karşısına dikiliyor. Camacho’nun siyasal geleceği ne olur bilinmez ancak şimdiden bir “tarihsel görevi” yerine getirdi: Kentlerin, tarihsel bir istisna olan köylü hükümetine son vermesi. Evo’nun devrilişinin ardından, MAS iktidarı altında ikinci bir milli bayrak haline gelen yerli bayrağı Whipala’nın yakılması bir tesadüf değildir. Öte yandan iktidardaki sol milliyetçiliği devirmek için “komünizmi kovuyoruz” retoriği kullanıldı ve insanlar bu sloganla, kimileri ellerinde İsa heykelleri ve İncillerle sokaklarda yürüdü. […]

Sarkaç muhafazakâr tarafa doğru salınmışken, Evo Morales karşısındaki parçalı muhalefetin yeni bir iktidar bloğu oluşturup oluşturamayacağını göreceğiz. Fakat Evo’nun devrilişinin etnik ve toplumsal yaraları kalıcı olacaktır.

Çeviri: Uraz Aydın

http://alencontre.org/ameriques/amelat/bolivie/la-bolivie-et-la-contre-revolution-comment-ont-ils-renverse-evo.html