David Finkel, Joanna Misnik –

 

Donald Trump’ın başkanlık döneminin başlamasından bu yana geçen sadece bir haftalık süre muazzam bir protesto hareketine neden oldu. ABD genelinde protestocular, nüfusu Müslüman ağırlıklı yedi ülkenin vatandaşlarının ABD’ye girişini yasaklayan Trump’ın Başkanlık Kararnamesini protesto etmek için 29 Ocak günü havaalanlarına akın etti. Protestolar yayıldı ve İngiltere’de Trump’ın ülkeye yapacağı resmi ziyaret için davetin geri çekilmesini talep eden dilekçe bir milyondan fazla imzacı buldu. Against the Current editörü David Finkel ve Solidarity’nin önde gelen üyelerinden Joanna Misnik mevcut durum hakkındaki görüşlerini bizimle paylaştı.

 

Trump’ın ilk kararlarına ilişkin ilk tepkileriniz ne yönde?
 
Trump’ın başkanlığının ilk haftasında 14’ünü imzaladığı başkanlık kararnameleri seçim kampanyası süresince verdiği sözlerini yerine getirme ve “Amerika’yı yeniden harika kılacak” yegâne lider olarak kıymetini ortaya serme amacını taşıyor. Açıklamaları, duyuruları ve endişe verici toyluktaki davranışları, bu beyanların anlamını açıklamakta zorlanan veya açıkça söylediği yalanları kapatmaya çalışan en yakınındaki çekirdek kadrosunu dahi hayrete düşürebiliyor. Amerikan siyaset söylemine yeni bir ifade girdi bile: alternatif gerçekler.
 
Açıklamalarının bazılarının hiçbir anlamı yok: İsrail’deki ABD büyükelçiliğini derhal Kudüs’e taşıma planı, başkanlık yemin törenini izleyen kalabalığın büyüklüğü hakkında gerçekdışı iddialar ve seçimlerde kullanılan üç milyon oyun yasa dışı olduğu gibi. Diğer açıklama ve kararları da saldırgan olsa da bunlar tahmin edilebilir bir biçimde aşırı ve mutaassıp sağın farklı kesimlerindeki destekçilerini hoşnut etme gündeminin parçalarını teşkil ediyor: mülteci vizelerinin iptali, kürtaj haklarına yapılan topyekûn saldırı, ABD Çevre Koruma Ajansı’nın iklim değişikliğine ilişkin internet sayfasının kaldırılması, göçmen karşıtı harekete destek vermeyen şehirleri bu şehirlere verilen federal kaynakları kesmekle tehdit etmek, Dakota ve Keystone XL boru hatlarına onay verilmesi ve elbette, sınıra inşa edilecek şu malum duvar.
 
Trump’ın göçmen karşıtı uygulamalarına tepki ise hiç gecikmedi. ABD’nin önde gelen büyük şehirlerinin belediye başkanları – New York, Chicago, Portland, Los Angeles ve başkaları- federal hükümetten gelen baskı ne kuvvette olursa olsun ‘Sığınak Şehirler’ olmaya devam edeceklerini açıkladı. Başta Güneybatıdaki şehirler olmak üzere ülke genelinde eylemler patlak verdi. Nüfusu ağırlıklı olarak Müslüman olan yedi ülkeden gelen sığınmacı ve Yeşil Kart sahiplerinin ülkeye girişinin yasaklandığı başlıca havaalanlarında büyük eylemler gerçekleşti.
 
Başkanlığının ikinci haftasında Trump ABD Yüksek Mahkemesindeki boş koltuk için adayını açıklayacak.[1] Cumhuriyetçiler, Yüksek Mahkemedeki çoğunluklarını kürtajın yasallaştığı [1973 tarihli] “Roe Wade’e Karşı” davası kararını tersine çevirmek ve işçilerin bir sendika tarafından temsil edilmelerine yönelik haklarını ciddi biçimde zayıflatmak için kullanmakta kararlı. İlk aşamada, ABD işçi sendikaları yönetimi dayanışma ve direnme hareketine katılmaktansa kendi konumlarını kollamak için bekle-gör tutumu benimseme yoluna gitti. Daha gündeme gelmeyenler arasında ise Cumhuriyetçilerin bütçe teklifleri var ki, ilk duyumlar tekliflerin ekonomik deliliğin sınırlarını zorlayacakları yönünde. Bir hayli tehlikeli bir dönem.

 
Geçen Cumartesi[2] büyük gösteriler nasıl başladı?
 
Trump’ın modern tarih boyunca Beyaz Saray’a gelen en küstah kişi olduğunu biliyorduk. Kadınların eylemi tek bir Facebook paylaşımıyla başladı ve açıkça Demokrat Partiyle ilişkili olsa da, siyahları, Müslümanları, LGBTQ konularını ve genel feminist kaygıları merkeze alan takdire şayan bir tutum benimseyen düzenleme komitesi sayesinde hızla büyüdü. Sadece Washingon DC’ye değil, ülke genelindeki büyük ve orta ölçekli şehirlere ve uluslararası gündeme yayılan eylemin kendisi tüm beklentilerin aşıldığı olaylardan biriydi. Bu, her yaştan kadının öfkesini göstermek ve geri adım atmayacaklarını kararlı biçimde ifade etmek için kendiliğinden sokaklara döküldükleri bir andı. Yürüyüşte dikkat çeken yaratıcı pankartların büyük kısmı bizzat onları taşıyan kadınlar tarafından elle hazırlanmıştı. ABD genelinde katılım en az 3,5 milyon kişiye ulaştı. Sokaklar zaten dolduğundan daha önce planlanan yürüyüşlerin büyük kısmı bile gerçekleşemedi. Washington yürüyüşünde konuşmacılar muhteşemdi, ama insanların büyük kısmı onları duyamayacak kadar uzaktaydı!

 
Görünen o ki bu gösteriler Trump karşıtı hareketleri olduğu kadar farklı eşit haklar ve çevre örgütleriyle polis şiddeti karşıtı hareketleri bir araya topladı. Sizce bu birleşme nasıl devam eder ve kendini inşa edebilir?
 
Bu gösterilerin Occupy hareketinin bıraktığı yerden devam ettiğini söyleyebiliriz. Nereye yöneldikleri ise açık bir soru. Anti-kapitalist solun bu gelişmeye önemli katkıda bulunabileceğini, ancak ona hiçbir biçimde ‘önderlik’ edemeyeceğini kabul etmek önemli. Bu yeni rejime muhalif tüm hareket ve örgütleri bir araya toplayacak geniş ve istikrarlı bir yapı henüz inşa edilmedi. Bu aşamada, çok farklı eylemler yapılıyor. Çok sayıda eylem Demokrat Parti ve onun seçilmiş memurlarına, ciddi bir muhalif tutum takınmaları için baskı yapılmasını hedefliyor. Tarih bize bunun oldukça sonuçsuz olduğunu gösteriyor. Günümüzün neoliberal Demokrat Partisi, sırf soyu tükenmesin diye belirli konularda savaşabilir. Ama çoğunlukla Demokratlar hala “Amerika’yı bir araya getirmek” için Trump’la beraber çalışma olanaklarını değerlendireceklerini söylüyor.
 
Yerellerde, Trumpizm’le mücadele için partizan olmayan koalisyonlar oluştu. Bu koalisyonlar Demokratlara değil, yeni bağımsız direniş mevzilerine odaklanıyor. Trump sertleştikçe ve Demokratlar, onlardan liderlik bekleyenleri giderek daha fazla hayal kırıklığına uğrattıkça bu direniş modeliyle daha fazla yapı kurmayı umuyoruz.
 
Hareketin en savunmasız yanlarını korumaya hazırlanması gerekiyor: Örneğin, Black Lives Matter [Siyah Canlar da Vardır] hareketine MacCarthy tarzıyla “soruşturma” açılacağına ilişkin tehditler var. Belgesi olmayan göçmenler korkunç tehlikelerle karşı karşıya. Bununla birlikte, Trump’ın seçmen kitlesi içindeki beyaz işçi sınıfı da sağlık sigortası, sosyal güvenlik ve tıbbi yardım sigortalarının öngörüldüğü gibi yok edilmesiyle ciddi darbe alacak. Trump karşıtı hareketin, bu insanlar ırkçı hayallere daha fazla kapılmadan onlara ulaşmak için bir mesajı olmalı. Bu aşamada, işçi sendikalarının çekingenlikleri ve örgütsüzlükleri yine büyük bir engel. İnşaat işçileri sendikası mesela Trump’ın doğal hayatı yok edecek olan petrol boru hattı projelerini destekliyor. Bazı işçiler korumacılığın Amerika’ya sanayi ve istihdamı geri getireceği yalanına bile kanıyorlar.

 
Trump karşıtı hareket için öngörüler neler?
 
Şu anda tutarlı “öngörüler”den çok çeşitli eylemler söz konusu. 29 Nisan için ulusal ölçekte (Washington DC ve Batı Kıyısında) büyük bir çevre eylemi planlanıyor. Halkı bilgilendirme haklarına yapılan saldırılara kızgın olan, federal hükümet için çalışan bilim insanları, henüz belirlenmemiş olan bir tarihte Bilim Yürüyüşü yapmayı planlıyor. Trump’ın diğer tüm başkanların aksine vergi iadelerini açıklamadığı dikkate alınarak, gelir vergisi ödeme günü olan 15 Nisan için planlar var. Haziran ayındaki Pride Yürüyüşü ise bu yıl kesin olarak çok daha büyük olacak. Henüz bunu kesin olarak bilmiyor olsak da, 10 yıl önceki Latin kökenlilerin önderliğindeki büyük göçmen hakları hareketlerinin 1 Mayıs civarında yeniden canlanması mantıklı olacaktır. Trump’ın çoğu hareketi önceden tahmin edilemediği için hem saldırılar hem de direnişte de beklenmedik durumlara hazırlıklı olmamız lazım.
 
Şunu da atlamadan söylemek lazım ki, burjuva medyasının büyük kısmı Trump’a daha önce hiçbir başkana karşı olmadığı kadar karşı. Skandallar eşelenecektir. Bunların etkisini önceden bilemeyiz. Yönetici elitlerin ne zaman Trump’la zıtlaşıp, ülke için istedikleri muazzamlığa engel olduğuna karar vereceklerine dair söylentiler çıkmaya başladı bile.

 
Sanders kampanyasıyla oluşan sol hareket bugün ne durumda?
 
Tahmin edildiği gibi, Sanders hareketinin temelinin büyük kısmı Clinton kampanyasına katıldı. Ne yazık ki Jill Stein/Ajamu Baraka Yeşiller Partisi kampanyası büyük bir başarı elde edemedi ve oyların yalnızca %1’ini toplayabildi. Seçimlerin ardından Bernie Sanders, Demokratrik Partiyi ilerici bir halkçı güç olarak yeniden biçimlendirmeyi hedeflediği ‘Devrimimiz’ [Our Revolution] örgütünü tanıttı. Sanders destekçileri arasında, Sanders’ın perspektifinin sınırlı olduğuna yönelik eleştiriler var. Hareketten ayrılan Bernie’nin eski personelinden bazıları Demokrat Partide kalma kararını açık şekilde eleştiriyor. Buna karşın, 21 Ocakta sokakları dolduranların çoğu gibi Sanders destekçilerinin büyük kısmı Demokratları ayağa kaldırıp Trump’a karşı savaştırma çabası içerisinde.
 
Sol açısından bakıldığında, Bernie Sanders’ın sosyalizm fikrini popülerleştirmesi ve ardından gelen seçim şoku, bir kesim insanı sosyalist siyasete yönlendirdi.1970lerin başında Sosyalist Parti’nin dağılmasından beri ABD’de geleneksel sosyal-demokratik bir oluşuma en yakın şey olan Amerika’nın Demokratik Sosyalistleri [Democratic Socialists of America – DSA] binlerce yeni üye kazandı. Sadece birkaç ay içerisinde üye sayıları 7.000’den 14.000’e çıktı. Yıllarca süren durgunluğun ardından DSA aniden sol siyasette göz ardı edilemeyecek bir mevzi haline geldi. Çok daha küçük bir ölçekte olsa da, Solidarity de dahil olmak üzere devrimci sol örgütler de büyüdü.
 
Anti-kapitalist ve devrimci sol olarak hepimizin önümüzde duran sınav, Trump ve beyazların üstünlüğü yanlısı sağın yükselişi karşısında dehşete düşen yüzbinlerce insana ve onların arasında sol ve sosyalist fikirlere meyledenlere, öncü liderlik iddiasında bulunmadan nasıl yanıt vereceğimizdir.

 

[1] Trump 1 Şubat 2017 tarihinde ABD Yüksek Mahkemesi üyeliği için Yargıtay yargıcı Neil Gorsuch’u aday gösterdi. Muhafazakâr görüşleri ile tanınan Gorsuch’un üyeliği sürpriz olmazken, Gorsuch’un üyeliğinin senato tarafından onaylanması durumunda mahkemedeki muhafazakâr/liberal dengesi eski halini koruyacak. Mahkemenin üye yargıçlarından dördü önceki Demokrat başkanlar tarafından, Gorsuch dahil beşi ise Cumhuriyetçi başkanlar tarafından aday gösterilmişti. [ç.n.]
 
[2] 28 Ocak 2017, Cumartesi. Donald Trump, Irak, İran, Libya, Somali, Sudan, Suriye ve Yemen vatandaşlarının ABD’ye girişlerini de yasakladığı 13769 no’lu Başkanlık Kararnamesini 27 Ocak Cuma günü imzalamıştı. [ç.n.]

 

Çeviri: Çağan Orhon
 
Kaynak: http://www.internationalviewpoint.org/spip.php?article4850